Dünyada şeytanın işi her geçen gün zorlaşıyor. Eskiden işi basitti: Bir kulağa fısıldar, bir gönlü kaydırır, bir vicdanı dürterdi. Şimdi bakıyor ki insanların çoğu, fısıltıya gerek kalmadan kendi kendine ilerliyor. Hatta bazıları, şeytana akıl verecek noktaya gelmiş.
Ama son zamanlarda fark ettim ki şeytan da rahat değil. Epstein Adası rezaleti; küçük yaştaki çocuklara istismar, öldürülmeleri, organlarının çalınması gibi insanın midesini bulandıracak seviyeye çıkan olaylar, şeytanı işsiz bırakmakla kalmıyor; üstüne bir de utanmazca onu suçluyorlar. Hâlbuki bazı işler vardır ki şeytan bile "Ben orada yoktum" diye tutanak tutturur.
Eskiden kötülük bireyseldi. Şimdi toplu hâlde yapılıyor. Eskiden günah gizlenirdi, şimdi gerekçelendiriliyor. Eskiden utanılırdı, şimdi savunma metni hazırlanıyor.
Birisi haksızlık yapıyor, sorulunca cevap hazır:
"Şartlar öyleydi."
Şartlar şaşkın.
Bir başkası yalan söylüyor, ortaya çıkınca diyor ki:
"Herkes yapıyor."
Herkes itiraz ediyor ama nafile.
Bir diğeri başkasının hakkını alıyor, sonra gözlerini göğe çevirip fısıldıyor:
"Ne yapayım, kader."
Kader omuz silkerek uzaklaşıyor.
Biz şeytanı tembellikle suçlamaya başladık. Eskiden şeytan gece gündüz çalışırdı. Şimdi insanlar kendi başlarına öyle yaratıcı kötülükler icat ediyorlar ki, şeytan CV'sini güncellemeye kalksa "yetersiz tecrübe" diye geri çevrilir.
Her olayda bir suçlu var ama kimse sahiplenmiyor. Suç ortada, sorumluluk yok. Günah yetim kalmış. Tam bu noktada şeytan aranıyor. Çünkü biri lazım. Bir günah keçisi. Keçi bulunamazsa şeytan olur.
Ama şeytan bakıyor ki bu kez gerçekten ilgisi yok. Çünkü bu yapılanlar dürtüyle değil, planla. Vesveseyle değil, stratejiyle. Bir anlık zaafla değil; uzun vadeli hedeflerle yapılıyor.
Şeytanın uzmanlık alanı zayıflıklar. İnsanların geldiği nokta ise profesyonellik.
Artık kimse "yanıldım" demiyor, "yanıltıldım" diyor. Kimse "yaptım" demiyor, "yapıldı" diyor. Fiiller edilgen, koltuklar etken.
İşin tuhafı, kimse kötülükten utanmıyor ama suçlanmaktan çok rahatsız oluyor. Kötülük meşru, eleştiri saldırı sayılıyor. Vicdan bireysel bir aksesuar olmuş; takan var, çıkaran var.
Bu durumda şeytanın yapacak pek bir şeyi kalmıyor. Çünkü o fısıldar, insanlar bağırarak yapıyor. O gizler, insanlar duyuru yapıyor. O tek tek uğraşır, insanlar ekip kuruyor.
O yüzden denebilir ki: Şeytan azapta gerek.
Ama cehennemde değil. İnsanlarla birlikte.
Çünkü sürekli suçlandığı bu dünyada, hiçbir şey başarı hanesine yazılmıyor. İnsanlar iyi bir şey yapınca kendileri oluyor; kötü bir şey yapınca şeytan.
Bir gün şeytan çıkıp basın açıklaması yaparsa şaşırmam:
"Ben böyle bir toplum görmedim. Ben vesvese verdim, siz sistem kurdunuz."
O gün gelirse, belki birileri durur ve aynaya bakar. Belki biri çıkar da der ki:
"Şeytan değil. Bu bendim."
Şeytan ne yapsın?
Bu yüzden bence şeytana da bir dinlenme hakkı tanınmalı. Yıllık izin verilmeli. Hatta emeklilik. Çünkü bu kadar organize, bu kadar sistemli kötülüğü tek başına üstlenmesi haksızlık.
Epstein Adası rezaleti yüzünden belki bir gün şeytan gelir, elini kaldırır ve der ki:
"Bu kadarını siz yaptınız. Ben istifa ediyorum."
Ama belki de asıl hüküm, çok daha önce verilmişti. Görmesi gereken gözleri olduğu hâlde görmeyenlere, duyması gereken kulakları olduğu hâlde işitmeyenlere, hissetmesi gereken kalpleri olduğu hâlde kavrayamayanlara:
Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.
Onların kalpleri vardır; bunlarla kavrayamazlar.
Gözleri vardır; bunlarla göremezler.
Kulakları vardır; bunlarla işitemezler.
İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar.
Asıl gafiller işte onlardır.
(A'râf Suresi, 7/179)
Belki de bu ayet, şeytanın değil; suçu hep bir başkasına atan insanın aynasıdır.